Ali Babacan: 2020’den önce partiyi kuracağız

Ali Babacan: 2020’den önce partiyi kuracağız

Kurucusu olduğu AK Parti’den istifa eden ve yeni parti kurma hazırlıklarını sürdüren Ali Babacan, partiyi 2020’ye kalmadan kuracaklarını söyledi. Babacan, AK Parti’nin kuruluşu sürecindeki şartlarla şimdiki şartların çok farklı olduğunu, artık yeni bir vizyona ihtiyaç olduğunu belirtti.

Karar gazetesinden Ahmet Taşgetiren ve Yıldıray Oğur’un sorularını cevaplayan Ali Babacan, parti kurma süreci ve vizyonları hakkında çeşitli açıklamalar yaptı. İşte Babacan’ın açıklamalarından başlıklar:

  • (AK Parti kuruluşunda) Önemli ilkeler ortaya koyduk. Adaleti tesis etmek, işi ehline vermek, kararları istişareyle almak, kurumların itibarını korumak, şeffaf olmak ve belki de en önemlisi önce insan diyebilmek. Bunlar çok önemli ilkelerdi. (…) AK Parti ile beraber bütün bu ilke ve değerleri hayata geçirmeyi amaçladık. Bunların uygulandığı süre içerisinde çok güzel başarılar elde ettik. Türkiye dünyada çok itibarlı bir ülke oldu. Türkiye’nin uluslararası sistemdeki, uluslararası ilişkilerdeki etkisi arttı. Ve halkımızın refah seviyesi de ciddi şekilde yükseldi. Genel anlamda Türkiye’de yaşam kalitesi yükseldi. Bütün bu başarılardan sonra, Türkiye’nin şu anda içinde olduğu durum gerçekten bizi üzüyor. Ve niye bu durumda ülke diye baktığımızda da bu ilkelerden ve değerlerden uygulamada uzaklaşılmış olması bu sorunların ana kaynağı maalesef. (…) Bu ilkelere uyulmadığı zaman hatalar, yanlışlar kaçınılmaz. Dolayısıyla burada ciddi bir sebep sonuç ilişkisi var.
  • Yeni bir gelecek vizyonu gerekiyor Türkiye için. Ama bu çalışmaları mevcut bir siyasi partinin içinde yapmak çok zor. Çünkü parti disiplini diye bir gerçek var. Söylenmiş pek çok söz var. Takınılmış tutumlar var. Pek çok konuda görüş ayrılıkları da var. Bunlar çalışma alanını çok çok daraltıyor. Bu çalışmaların gerçekten tüm Türkiye’ye hitap edebilmesi için, bu çalışmaların gerçekten bugünün Türkiye’sinin sorunlarına cevap olabilmesi için bağımsız, özgür bir çalışma olması gerekiyor ve sıfırdan başlamak gerekiyor.
  • AK Parti’nin kuruluş döneminin şartları ile bugünün şartları çok farklı. O dönemde 28 Şubat süreci vardı. Toplumun bazı kesimlerinin özgürlük alanının oldukça daraldığı, temel haklar konusunda ciddi sıkıntılar yaşadığı bir dönemdi. Toplumun bazı kesimlerinin baskı altında olduğu, ötelendiği bir ortamda AK Parti ortaya çıktı. Şimdi baktığımızda durum çok farklı. Yine bir özgürlük sorunu var Türkiye’nin. Yine bir temel haklar sorunu var. Ama bunların niteliği değişti. Daha farklı kesimleri de ilgilendiren sorunlar haline geldi bunlar. Ayrıca, Türkiye’nin bir adalet sorunu var. Bir ekonomi sorunu var.
  • Bu sorunlar her kesimi ilgilendiriyor. Şu anda toplumun tümünün ortak dertleri var. Dolayısıyla, bugünkü çalışmanın hem kaynaklandığı ortam hem de nihayetinde hedeflediği kitle 2001 şartlarına göre çok çok farklı. Bu başlattığımız çalışma bütün toplum kesimlerini dikkate alan ve ortak sorunlara ortak dertlere çözüm üretmek için başlatılan bir çalışma.

    Üstelik bu çalışmanın kendi iç ilke ve prensip silsilesi de olacak tabii. Bu ilkelerin, yazılı olması gerekecek ve uzun vadede de korunması gerekecek. Zaman içerisinde ilkelerin, değerlerin önemini yitirip, kişisel görüşlerin, kişisel dürtülerin ağır basması maalesef her kurumda bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Bunun için de ilkeleri koruyan ve uygulamayı garanti altına alan süreçlerin belirlenmesi ve yapıların kurulması gerekiyor.

  • Türkiye’nin en önemli sorun alanları özgürlük, adalet ve ekonomi. Bizim bu konularda samimi bir şekilde çalışacağımıza insanlar inanıyor. Toplumsal araştırmalarda ekonomi daha ön planda bir sorun. Ama şöyle bir geriye çekilip gelecek açısından değerlendirme yaptığınızda, ekonomi iner çıkar ama, özgürlük ve adaletle ilgili konular çok yakıcı konular.
  • Adalet, özgürlük ve ekonomi herkesi ilgilendiriyor. Bu üç konuda da bizim samimiyetimizi insanlar biliyor. Bu sorunları çözme kapasitesinin ve niyetinin bizde olduğunu da görüyor insanlar. Niyet ve kapasite. Önce niyetiniz var mı, sonra kapasiteniz var mı? Geçmişe doğru bakın, Türkiye’nin başarılı olduğu dönemleri düşünün. Ekonomide başarılı olduğu dönemleri, dış politikada başarılı olduğu dönemleri, Avrupa Birliği reformlarında başarılı olduğu dönemleri. O dönemlerin arkasındaki, mutfağındaki ekibin tamamı bizim arkadaşımız şu anda. Bu çok büyük bir avantaj. Uygulama tecrübesi olan isimler bunlar.
  • Bu bir düşünce kuruluşu, düşünce kulübü değil. Uygulanacak, uygulamaya dönük politikalar üzerinde çalışıyoruz ve bunu uygulayacak ekipleri oluşturuyoruz şu anda.
  • Gönlümüzden geçen takvimler 2020’yi göstermeden tüzel kişiliği kurmak. Kalite çok önemli burada. Ne insan kaynağından ne de yapılacak işin kalitesinden asla taviz vermek istemiyoruz. Takvim konusunu yaklaşık olarak bir takvim olarak ifade etmekte fayda var.
  • (“Türkiye’de böyle bir siyasi yapıyı kurmak bugünkü ortamda çetin bir işi göze almak anlamına da geliyor. Nitekim suçlamalar oluyor. Ümmeti bölmek gibi, ihanet gibi, arkadan hançerlemek gibi, trenden inmek gibi, bunlar endişeye sevk etmiyor mu sizi böyle bir yola girdiğinizde?” sorusuna verdiği cevap) İlginçtir, bu ifadeler aslında AK Parti kurulurken de çok sarf edildi. AK Parti kurulurken önde gelen isimlerle ilgili bu ifadeler çok kullanıldı. Hatta bugünkü ifadelerden daha ağır ifadeler kullanıldı. O dönemi bir hatırlamak lazım. Böyle bir şey olduğunda rutinleşmiş bazı ifadeler var demek ki. Burada söz konusu sadakatse öncelikle şunu söylemek lazım. Biz ilkelere ve değerlere sonuna kadar sadığız. Baştan da söyledim bu bir siyasi tercih değil. Bu bizim hayat idealimiz. 20 sene önce böyleydi, 20 sene sonra farklı olacak değil. Devlet açısından da, geri çekilip baktığınızda, vatandaşlık en temel ilke. Yani topluma nasıl bakıyorsunuz. Bir devlet olarak, bir iktidar partisi olarak topluma nasıl bakıyorsunuz? Bizden-sizden mi, ben-o diye mi, beriki-öteki diye mi yoksa ‘bütün toplum benim vatandaşımdır’ diye mi bakıyorsunuz? Bölme ifadesi kullanıldığı için bunu özellikle ifade ediyorum. Devlet öncelikle her bir vatandaşına aynı yakınlıkta olacak. Ve vatandaşlar arasında mutlaka adalet ve fırsat eşitliği tesis edecek. Devletin bir varoluş sebebi adalettir. Tek bir varoluş sebebi varsa adalettir o.
  • Milletin birliğini, toplumsal huzur ve barışı ancak fırsat eşitliği ve adaletle sağlayabilirsiniz. Devlet eğer farklı kesimlere farklı farklı bir bakış geliştiriyorsa o toplumda milli birlik ve beraberlik olmaz. Devlet insanların Türkiye’nin hangi bölgesinden geldiğine bakamaz. İnsanları yaşam tarzlarına göre, inançlarına göre ayrıştıramaz. Devletin görevi bu değil. Devletin vatandaşı olan herkese aynı samimiyetle bakabilmesi lazım. Türkiye için şu anda şiddetle ihtiyaç duyulan bu. Düşünce özgürlüğü, inanç özgürlüğü. Devlet bunun bizzat teminatı olmak zorunda.
  • Siyasette farklılıkları istismar etmek çok yanlış bir iştir. Maalesef şu anda Avrupa’da örneği çok, başka ülkelerde de örneği çok.  O andaki siyasi desteği artırmak adına bunu yapıyorlar. Dünyada popülizm dediğimiz biraz da bu. ABD’den bahsediyorsak Meksikalı göçmenleri öteliyorsunuz. Avrupa’dan bahsediyorsak Türkleri ya da Müslümanları öteliyorsunuz. Bir öteleme ihtiyacı var, kendine taraftar toplayabilmek için. Devlet bunları yapamaz.

    Bir de şu var; bizim toplumumuzda birlikte yaşama arzusu çok kuvvetli aslında. Toplumun böyle bir derdi yok. Bakıyorsunuz üniversite kampüslerinde böyle bir sorun yok, alışveriş merkezlerinde böyle bir sorun yok. Halkın kalabalık olduğu yerlere gidip bakın, toplum çoktan birbiriyle kucaklaşmış durumda.

    Siyaset farklılıklar üzerinden bir ayrıştırma yapıyor, bu çok tehlikeli ülkenin geleceği için. Herkesi olduğu gibi kabul etmek lazım. Farklı kimliklere saygı göstermek lazım. Türkiye’nin gerçek gücü böyle ortaya çıkacak. Büyük sorunlarla karşı karşıyayız. Halkın omuz omuza vermesiyle aşılacak bu sorunlar.

  • Tabii ki toplumun muhafazakar kesimi çok çok önemli ama şu anda Türkiye’nin ihtiyacı olan siyasi hareket toplumun tek bir kesimini hedefleyen bir siyasi hareket değil. Onu yapan çok. Herkesin kendi nişi var, hitap ettiği kitle var. Biz böyle olmak istemiyoruz. Biz toplumun bütün kesimlerini ilgilendiren, toplumun bütün kesimlerini yatay kesen sorunlardan ve o sorunlar için üreteceğimiz çözümlerden bahsedeceğiz.
  • Geçenlerde üniversite sınavlarında yüksek başarı elde etmiş bir grup gençle uzun bir sohbet yaptık. En büyük şikayetleri de kendilerini ifade edememeleri. Özgür bir tartışma ortamı olmaması Türkiye’de. Tweet atmaktan korkar hale gelmişler. Fırsat eşitliğinin olmamasından da şikayet ediyorlar. Gençlerde adalet hissi çok yüksek.

Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu ile ilişkileri

  • (Abdullah Gül ile ilişkileri hakkında) Abdullah Bey şu anda bizim çalışma şeklimizin ve ilişkimizin yanlış anlaşılmasını istemiyor doğrusu. Öncelikle şunu söyleyeyim, kaygılarımız aynı. Bizim çalışmalarımıza tam destek veriyor. Ayda bir veya iki defa görüşüyoruz. Bilgi ve tecrübelerinden istifade ediyoruz. Öte yandan Abdullah Bey Cumhurbaşkanlığı’ndan ayrıldıktan sonra aktif siyasette yer almayacağını kamuoyuna açıklamıştı. Şunu da belki vurgulamak lazım. Bizim çalışmalarımızla önemli bir ilkemiz var. Hukuki ve siyasi sorumluluk kimin üzerindeyse ya da kimlerin üzerindeyse, nihai yetkinin de o insanların üzerinde olması gerekiyor. Yani milletimize karşı bizim net, açık ve şeffaf bir yapı kurmamız lazım. Başkası beklenemez. Bu ilişkiyi bu şekilde tanımlamak önemli.
  • Biz Ahmet Bey’le 2003 yılında tanıştık. AK Parti kuruldu, daha sonra hükümet kuruldu, daha sonra tanıştık. Yakın dost olduk. İlmine saygı duyduğumuz bir insan. Ailecek yakın olduğumuz ve sevdiğimiz birisi kendisi. Ancak siyasetteki önceliklerimiz, izlediğimiz yöntem ve üslup oldukça farklı. Şu anda bizim geleceğe bakmamız gerekiyor ve tam anlamıyla bir ekip çalışması yapmamız gerekiyor.

Röportajın tamamını Karar’da oku.

COMMENTS

WORDPRESS: 0
DISQUS: 0